Sağlık Çalışanlarının İnfeksiyon Riskleri ve Korunma Yolları: De te fabula narratur#
Önder ERGÖNÜL*
* Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, İSTANBUL
Occupational Infection Risks of Health Care Workers and Protection
Key Words: Health care workers, Occupational, Infection, Risk
Anahtar Kelimeler: Sağlık çalışanları, Mesleksel, İnfeksiyon, Risk
# Anlatılan senin hikayendir.
Sağlık çalışanları, hastanede çalışanların yanı sıra hastane dışında acil ve uzun süreli bakım gibi hizmetlerde çalışan geniş bir kesimi oluşturmaktadır. Sağlık çalışanları, çalıştıkları ortamın ve yaptıkları işin doğal sonucu olarak infeksiyon etkeni ajanlara maruz kalır. Sağlık çalışanlarının etkilenme durumu; içinde yaşadıkları toplumun, çalıştıkları hastanenin ve maruz kaldıkları mikroorganizmaların özelliklerine göre farklılıklar gösterir. İçinde yaşadıkları toplum açısından, toplumda hastalıkların yaygınlığı (prevalans), toplumun bağışıklık ya da aşılanma durumu, yeni suş ya da etkenlerin ortaya çıkması (insidans) önemlidir. Çalışma ortamında alınan koruyucu önlemlerin düzeyi, ne ölçüde uygulandığı ve ayrıca çalışanların aşılanma oranına bağlı olarak infeksiyon riski değişir. Maruz kalınan mikroorganizmaların inkübasyon süreleri, bulaştırıcılıkları ve virülansları da infeksiyon gelişiminde önemli diğer özelliklerdir.
Amerika Birleşik Devletleri (ABD)'nde mesleksel nedenlerle ölüm oranları açısından meslek grupları arasında bir karşılaştırma yapıldığında ilk sıralarda balıkçılar ve inşaat işçileri yer almaktadır. Askerler, polisler, diğer güvenlik görevlileri, kamyon şoförleri ve itfaiyecilerden sonra sağlık çalışanları gelmektedir. En az mesleksel ölüm riski taşıyanlar ise avukatlar ve garsonlardır[1].
Sağlık çalışanlarının en önemli mesleksel hastalık ve ölüm nedenlerinin başında infeksiyonlar gelmektedir[1]. Sağlık çalışanlarının infeksiyonları solunum yolu, kan ve temas yoluyla bulaşan infeksiyonlar olmak üzere üç ana grupta sınıflandırılabilir. Pratik açıdan bakıldığında ise, deri teması ile bulaşan infeksiyonlar, solunum ve vücut sıvıları ile bulaşan infeksiyonlar içinde ele alınabilir. Bu yazıda, karşılaştığımız önemli infeksiyonlar iki ana başlık altında sunulacaktır.
I. SOLUNUM YOLUYLA BULAŞAN İNFEKSİYONLAR
Sağlık çalışanlarının mesleksel riskleri arasında solunum yoluyla bulaşan infeksiyonlar önemli bir iş ve güç kaybı nedenidir. İnfeksiyon prevalansı ve risk analizlerine dair ülkemizde ve dünyada çalışmalar giderek artmakta ve her geçen gün yeni bilgiler edinilmektedir. Solunum yollarından infeksiyon damlacık ve hava olmak üzere başlıca iki yolla bulaşır. Damlacık yoluyla bulaş, solunum yoluyla infekte bir insandan mikroorganizma taşıyan damlacıkların (öksürük, hapşırma ve konuşma sırasında veya bronkoskopi ya da aspirasyon yaparken) konjunktiva, nazal veya oral mukozaya teması sonucu oluşur. Damlacık yoluyla bulaş olabilmesi için kaynak ve hedef arasında bir metreden daha az bir mesafe olması gerekir. Hava yoluyla bulaş ise, mikroorganizma taşıyan damlacıkların uzun süre havada asılı kalarak veya toz parçacıklarıyla temas ederek hava akımıyla yayılımı sonucunda gerçekleşir. Bu yazıda inceleyeceğimiz mikroorganizmaların hepsi damlacık yoluyla bulaşabilir, bazıları ise damlacıkla bulaşın yanı sıra hava yoluyla da bulaşabilir (Tablo 1). Ayrıca, Tablo 2'de yaygın solunum yolları patojenlerinin farklı yaşam biçimleri ve sosyal temas şekillerine göre bulaş riskleri gösterilmiştir.
Tüberküloz (TB)
Sağlık çalışanlarında TB riski 1940'lı yıllarda hemşire ve tıp öğrencileri arasında yapılan prospektif çalışmalar sonucunda ortaya kondu ve mesleksel risk oluşturduğu konusunda 1950'li yıllarda uzlaşıldı[2]. Sağlık çalışanları arasında TB riski, insan immünyetmezlik virüsü (HIV) infeksiyonlarının artmasıyla 1990'lı yıllarda gelişmiş ülkelerde daha yoğun olarak gündeme gelmeye başladı. Oysa gelişmekte olan ülkelerde bu risk hep vardı. Türkiye'de toplumda ortalama TB olgu insidansı yüzbinde 35-40 civarındadır ve TB nedeni bilinmeyen ateş serilerinde en sık saptanan etkendir[3,4]. Bu oran, ABD'de 6, Brezilya'da 51, Malezya'da 66, Tayland'da 26'dır[5]. Türkiye'de sağlık çalışanları arasında İstanbul ve İzmir'de yapılan çalışmalarda TB insidansı yüzbinde 96 olarak bildirilmiştir[6,7]. Diyarbakır'da yapılan bir çalışmada ise, hastanede çalışmakta olan sağlık çalışanları arasında ortalama TB insidansı yüzbinde 200 olarak saptanmış, bu oran hekimlerde 127, hemşirelerde 274, diğer yardımcı sağlık personelinde ise 160 olarak belirtilmiştir[8]. Bu çalışmaların sonuçları, TB'nin ülkemizde sağlık çalışanları arasında önemli bir sorun olduğunu göstermektedir.
Mycobacterium tuberculosis, mikroorganizmayı barındıran kişinin hapşırması veya konuşmasıyla yayılabilir. Ayrıca, infekte parçacıkları taşıyan bir aerosol, infekte apsenin boşaltılması, infekte dokunun laboratuvarda incelenmesi veya otopsi sırasında da bulaşabilir[9,10]. Daha sonra damlacık çekirdekleri akciğerlerin en uç noktasına ulaşarak yeni infeksiyona neden olur. Kötü havalandırılan yerlerde damlacık çekirdeği saatlerce, hatta günlerce kalabilir. Bakteri güneş ışığına ve ultraviyole ışığa çok duyarlıdır. Bir çalışmada, iş yeri ortamında birkaç dakika içinde infeksiyon gelişebileceği bildirilmiştir[11]. M. tuberculosis ile infeksiyon gelişmesi;
1. Kaynak kişinin bulaştırıcılığı,
2. Bakteriye veya infekte kişiye maruz kalma süresi,
3. İnfekte kişinin bulunduğu ortamın havalandırılması,
4. Kişinin bağışıklık sistemiyle ilişkilidir[12].
Latent TB infeksiyonu: TB infeksiyonu aktif veya latent olarak seyredebilir. Klinisyenler için aktif infeksiyonun saptanması ve tedavisi gerekir, ancak korunma önlemlerinin alınabilmesi için de latent infeksiyonun saptanması önemlidir. Latent infeksiyonun saptanması için sağlık çalışanlarına işe başlarken ve işe başladıktan sonra belirli aralıklarla tüberkülin deri testi (TDT)'nin uygulanması halen önerilmekte olan klasik yöntemdir[13]. TDT, belirli bir miktar tüberkülinin ön kol içine enjekte edilmesiyle yapılır. Enjeksiyondan sonra oluşan reaksiyon 48-72 saat sonra değerlendirilir, çapı 10 mm ve üzerinde olan lezyonlar pozitif kabul edilir. Bazı yazarlar gelişmekte olan ülkelerde, Bacillus Calmette-Guerin (BCG) aşısı ve TB infeksiyonuna daha fazla maruziyet nedeniyle 15 mm ve üzerinin pozitif kabul edilmesini ileri sürmektedir[5,14]. İşe ilk girişte yapılan TDT, bazal test olarak kabul edilir. Tek bir bazal testin amnestik olarak yanıtsız olabileceği düşünüldüğünden, ilk testten bir veya iki hafta sonra ikinci bir test yapılır. İkinci test, booster reaksiyonu olarak daha büyük bir endürasyona yol açabilir[15,16]. Bu etki, geçirilmiş TB infeksiyonuna ek olarak, non-TB mikobakteriyle karşılaşma ve BCG aşılamasına bağlı olarak gelişmektedir[16]. İzlem programlarında, test sonucu negatif olan sağlık çalışanlarına belirli bir süre sonra yeniden test yapılır. İki yıllık süre içinde 10 mm ya da daha fazla artış saptanması konversiyon olarak kabul edilir[13,17]. Böyle bir konversiyon, yeni M. tuberculosis infeksiyonunu gösterir. Bu yöntem, çalışma ortamından ya da toplumdan kaynaklı infeksiyon durumunu ortaya koymak için kullanılır.
TDT sonuçları, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde farklılıklar göstermektedir. Gelişmiş ülkelerde, BCG aşı öyküsü, düşük sosyoekonomik durum, artan yaş, ülke dışında doğmuş olmak, dahiliye veya göğüs hastalıkları alanında çalışmak etken olarak bildirilmiştir[18-22].
Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi (ANEAH)'nde 491 sağlık çalışanı arasında yapılan bir çalışmada, çalışanların %83'ünde iki aşamalı TDT pozitif bulunmuştur[23]. Gelişmekte olan ülkelerde yapılan çalışmalarda TDT pozitifliği erkek hekimler, hemşireler, radyoloji teknisyenleri, laboratuvar teknisyenleri ve erkek temizlik görevlileri arasında kadın hekimlere göre daha yüksek olarak saptanmıştır[24]. TDT negatif saptanan 83 kişi bir yıl sonra bir kez daha test edilmiş, konversiyon oranı %20 olarak bulunmuştur[25]. Tek değişkenli analizde BCG skarı olanlar, dahiliye servislerinde çalışanlar, son bir yıl içinde TB hastası takip etmiş olanlar, 30 yaşın altındakiler arasında konversiyon anlamlı bulunmuştur. Çok değişkenli analiz sonucunda, geçen yıl TB'li hasta bakanlar koruyucu önlemlere uyduklarını belirtmiş olsalar da konversiyon oranı yüksek bulunmuştur. Her bir BCG aşılamasında TDT konversiyon oranı beş kat artmıştır. Konversiyon saptanan çalışanların PA akciğer grafileri değerlendirildiğinde, bir çalışanda kavitasyon saptanmış, aynı çalışanın üç balgam örneğinde aside dirençli bakteri saptanmıştır. Bu çalışmada da esas alınan TB kontrolünün nasıl olması gerektiği Şekil 1'de özetlenmiştir. Gelişmekte olan ülkelerde, yeni göreve başlayan sağlık çalışanlarında TDT pozitifliği oranının yüksek olduğu saptanmıştır[23,24,26]. Finlandiya ve Malezya'da yapılan çalışmalarda da genç sağlık çalışanlarının en yüksek riske sahip oldukları ileri sürülmüştür[27,28].
Türkiye gibi BCG aşılamasının rutin olarak uygulandığı ülkelerde TDT ile TB riskinin saptanmasının doğru olmayacağına dair görüşler vardır[5,28]. Bu nedenle son yıllarda, QuantiFERON®-TB-Gold testinin bu alanda kullanımının özel bir önemi olduğu ileri sürülmüştür[29]. Bu test ile M. tuberculosis genomunda TB dışı mikobakteriler ve BCG aşı suşları barındırmayan genlerin tanımlanması daha özgül tanısal testlerin geliştirilmesine olanak sağlamıştır. BCG bölgesi 1 (RD1)'den kesilen ESAT-6 ve CFP-10 antijenleri, pek çok TB dışı mikobakteride (istisnaları, M. kansasii, M. szulgai ve M. marinum) bulunmamaktadır ve bu antijenler M. tuberculosis infeksiyonunun özgül indikatörleridir. Bu antijenlerin tanıda kullanımı sayesinde BCG ile aşılanmış bireylerde bile aktif veya latent TB infeksiyonunun tanısı mümkün olmaktadır[30]. Japonya'da TB açısından düşük riskli bir grupta yapılan bir çalışmada testin özgüllüğü %98.1, duyarlılığı %89 olarak bulunmuştur[29]. Bu yöntemin İtalya'da rutin olarak TDT yerine kullanılması önerilirken, Hindistan'da yapılan bir çalışmada testin sonuçları TDT ile benzer bulunmuştur[31,32].
Bir hastanede M. tuberculosis infeksiyonu kontrolünün sağlanması için alınması gereken önlemler Tablo 3'te gösterilmiştir.
Suçiçeği
Varisella zoster virüs (VZV) infeksiyonunun nozokomiyal bulaştığı gösterilmiştir[33]. Duyarlı olan tüm hastane çalışanları varisella infeksiyonu riski taşır. İnkübasyon süresi 14-16 gündür, ancak immünkompromize bireylerde daha kısa olabilir. Bulaş riski döküntülerin görülmesinden iki gün önce başlar ve döküntülerin ortaya çıkmasından sonra beş gün sürer. VZV infeksiyonu, infekte lezyonlarla temas sonucu bulaşır, ancak infekte hastayla doğrudan teması olmayanlara da bulaşabilir. Koruyucu önlemlere uyulması bulaş riskini azaltır[34]. Yetişkinlerde suçiçeği geçirme öyküsü olanlarda serolojik bağışıklık oranı %97-99, öyküsü olmayan ya da bilinmeyenlerde ise %71-93'tür[35]. ANEAH'de yapılan bir çalışmada, sağlık çalışanlarında suçiçeğine karşı antikor oranı %98 olarak saptanmıştır. Bu çalışmada suçiçeği geçirme öyküsünün antikor pozitifliğini saptamakta duyarlı olduğu belirtilmiştir[36]. Sonuç olarak bağışıklık öyküsü olmayanlara aşı uygulanmasının maliyet-etkin olduğu ileri sürülmektedir. Canlı attenüe olan aşının iki doz halinde yapılması önerilmektedir. Şüpheli maruziyet sonrası varisella-zoster immünglobulin, bağışıklık yetmezliği olan ve gebe çalışanlara önerilir.
Kabakulak
Virüs barındıran sekresyonlarla temas sonucu bulaşabilir[35]. İnkübasyonu genellikle 16-18 gündür. Virüs, parotid gelişiminden altı-yedi gün önce ve hastalığın gelişiminden dokuz gün sonrasına kadar tükürükte bulunur. Kabakulaklı hastalara parotid geliştikten dokuz gün sonrasına kadar damlacık temas önlemlerine uyulması önerilmektedir ve bu süreç rapor için dikkate alınmalıdır. Bağışık olmayan sağlık çalışanlarına aşı uygulanması önerilir. ANEAH'de sağlık çalışanlarında kabakulak antikorları %92 oranında pozitif bulunmuştur[36]. Hastalık geçirme öyküsü antikor pozitifliği ile paralel değildir.
Difteri
Hastalar ve sağlık çalışanlarına nozokomiyal yolla bulaşabilmektedir[37]. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra oluşan ülkelerde, 1990'lı yıllarda difteri epidemileri görülmeye başlanmış ve bu süreçte 20'den fazla Avrupa ülkesinden de difteri olguları bildirilmiştir. Corynebacterium diphtheriae, infekte kişiden damlacık ya da deri teması yoluyla bulaşır. İnkübasyon süresi iki-beş gündür. Difterili hastalar iki hafta boyunca infeksiyonu bulaştırabilir. Farengeal semptomu olan difterili hastaların bakımı sırasında deri ve damlacık teması önlemleri alınmalıdır. Önlemler, antibiyotik tedavisi tamamlanıncaya ve 24 saat arayla alınmış iki kültür sonucu negatif gelinceye kadar sürdürülmelidir. Difteri antikor düzeyi zaman içinde koruyucu sınırın altına inebildiğinden, tetanoz aşısı gibi 10 yılda bir aşılanmayla etkin bir korunma sağlanmaktadır. Hastanın oral sekresyonlarıyla teması olan çalışanların infekte olup olmadıklarını anlayabilmek için nazofarenks kültürü yapılabilir. Temas eden çalışan bir hafta boyunca her gün izlenmelidir. Bu süre içinde profilaksi (tek doz 1.2 MU benzatin penisilin veya yedi gün 1 g/gün eritromisin) önerilmektedir. İki hafta boyunca takip kültürleri alınır, etken eradike edilmemişse 10 günlük eritromisin tedavisi uygulanır. İnfeksiyon saptanan veya asemptomatik taşıyıcı olan çalışanlara, kültürler negatif oluncaya kadar rapor verilebilir[35].
Kızamık
Kızamık virüsünün nozokomiyal geçişi iyi tanımlanmıştır. Verilere göre sağlık çalışanları, normal popülasyona göre 13 kat daha fazla risk altındadır ve ABD'de görülen infeksiyonların %13'ü sağlık kurumlarında gerçekleşmiştir[38,39]. Kızamık, infekte kişilerle yakın temas sonucu büyük damlacıklar ve hava yoluyla bulaşır. Çok bulaştırıcıdır ve prodromal aşamada genellikle atlanır. İnkübasyon süresi 5-21 gündür. Kızamıklı ve bağışıklığı yeterli kişiler, prodromdan başlayarak döküntülerin görülmesinden üç-dört gün sonrasına kadar, bağışıklığı yetersiz kişiler ise daha uzun süreli virüs bulaştırabilir[35]. ANEAH'de sağlık çalışanlarında kızamık antikorları %98.6 oranında pozitif bulunmuştur ve hastalık geçirme öyküsü antikor pozitifliği için duyarlı değildir[36].
Nozokomiyal bulaşın önlenmesinde en önemli adımlar şöyle sıralanabilir;
a. Sağlık çalışanları arasında kızamık bağışıklığının saptanması,
b. Ateşli ve döküntülü hastaların hızlı bir şekilde saptanması,
c. Şüpheli ve kanıtlanmış olgular için havayla bulaşa karşı önlemlere uyum[34].
Aşısız olanların aşılanmaları mutlaka gereklidir. Ancak serolojik tarama yapılması sağlık kuruluşunun maliyet-etkinlik açısından değerlendirilmesine ya da kişisel isteğe bağlıdır. Kızamık geçirenlerde, döküntüden sonra yedi güne kadar rapor verilmesi uygundur.
Kızamıkçık
Damlacık temasıyla bulaşır. İnkübasyon süresi 12-23 gündür. Hastalık, döküntülü dönemde çok bulaştırıcıdır, ancak virüs döküntüden bir hafta önce ve bir hafta sonra yayılabilir. Konjenital kızamıkçık olan bebekler aylar hatta yıllar boyunca virüs yayabilir. Geçirilmiş hastalık öyküsü güvenilir bilgi sağlamaz. Aşı öncesi serolojik tarama yerel verilere göre kararlaştırılmalıdır[40]. ANEAH'de sağlık çalışanlarında kabakulak antikorları %98.3 oranında pozitif bulunmuştur[36]. Kızamık, kabakulak, kızamıkçık (KKK) aşısı gebeler dışında uygulanmalıdır[35].
Meningokok
Neisseria meningitidis'in nozokomiyal bulaşı nadirdir. Büyük damlacıklarla bulaşır, inkübasyon süresi 2-10 gündür. Damlacık temas önlemlerine uyulursa bulaş riski ciddi ölçüde azalır. Hastalarla yakın teması olan ve korunmasız temas eden personele maruziyet sonrası profilaksi önerilir. Rifampin (600 mg, günde iki kez, iki gün) veya siprofloksasin (500 mg oral) veya seftriakson (250 mg intramusküler) uygulanabilir. N. meningitidis'in A, C, Y, W135 serotiplerini barındıran polisakkarid aşının maruziyet sonrası profilakside yeri yoktur[35].
Boğmaca
Bordetella pertussis infeksiyonu çok bulaştırıcıdır. Hastanın sekresyonları ya da büyük damlacıklarla bulaşır. İnkübasyon süresi 7-10 gündür. Bulaştırıcı dönem kataral evreden başlar ve semptomların çıkmasından sonra üç hafta kadar sürer. Damlacık temas önlemlerine uyulması korunmak için yeterlidir. Yetişkinlerde aşı yapılması önerilmez, ancak maruz kalan çalışanlarda profilaksi uygulanmalıdır. Bu amaçla 14 gün boyunca eritromisin ya da trimetoprim-sülfametoksazol kullanılır[35].
Parvovirüs
İnsan parvovirüsü B19, bir çocukluk hastalığı olan eritema infeksiyozumun etkenidir. İnfekte olan kişilerde akut, kendiliğinden sonlanan, bazen döküntü ve anemiyle seyreden bir tabloya neden olur. Sağlık çalışanlarına infekte kişilerden büyük damlacık temasıyla geçebilir[41]. Acil servise başvuran ya da servislerde yatmakta olan B19 şüpheli hastalar varsa, çalışanların damlacık temasını önlemek için gerekli önlemleri almaları gerekmektedir.
Grup A Streptokok İnfeksiyonu
Hastaların infekte vücut sıvılarından bulaşabilir. Deri ve rektumda saptanan bulaşın yanı sıra farenkste de grup A streptokok saptandığı bildirilmiştir[35]. Farenjit için inkübasyon süresi iki-beş gündür. Hastane bulaşını göstermek için kaynak hasta ve çalışan arasında suş benzerliğini saptamak üzere moleküler epidemiyolojik çalışma yapılmalıdır[35].
İnfluenza ve Solunum Yoluyla Bulaşan Diğer Virüsler
İnfekte kişilerden virüs barındıran damlacıklar ya da küçük parçacıklı aerosollerle bulaşabilir. İnkübasyon süresi bir-beş gündür, en fazla bulaş hastalığın ilk üç gününde gerçekleşir. Damlacık temas önlemlerine uyulması bulaşın önlenmesi için yeterlidir. Risk altındaki tüm sağlık çalışanlarının her yıl aşılanması önerilir. Ayrıca, özellikle salgınlar sırasında maruziyet sonrası antiviral ajanlar da kullanılabilir[35]. İnfluenza virüsünün yanı sıra adenovirüsler, parainfluenza virüs, rinovirüsler ve respiratuar sinsityal virüsler de sağlık çalışanlarına bulaşabilir.
Avian İnfluenza ve Sağlık Çalışanları
Kuş gribi (H5N1 avian influenza) salgını insanlar arasında ilk kez 1997 yılında Hong Kong'da görüldü. Bu tarihten itibaren, virüsün insandan insana geçişini saptamaya yönelik bir dizi çalışma yapıldı. İnsandan insana bulaşı gösteren bir çalışma Vietnam'da 2004 yılı salgınından sonra bildirildi[42]. Bu rapordaki indeks olgu, evlerinde besledikleri tavuklar öldükten sonra, onlarla temas etmiş ve üç-dört gün sonra hastalanmıştı. Olgunun annesi ona bakmak üzere uzak bir şehirden gelmiş ve kızına 16-18 saat kadar korunmasız bakım verdikten sonra pnömoniden ölmüştü. Annenin kümes hayvanlarıyla temas öyküsü saptanmamıştı. İndeks olgunun teyzesi de korunmasız bakım yapmış ve annenin ateşinin yükselmesinden beş gün sonra ateşi yükselmiş ve yedi gün sonra pnömoni gelişmişti. Annenin otopsi materyali ve teyzenin nazofarengeal ve boğaz sürüntülerinde RT-polimeraz zincir reaksiyonu (RT-PCR) tekniğiyle influenza A (H5N1) saptandı. Viral gen sekansları Tayland'da daha önce saptanan H5N1 sekanslarıyla uyumlu bulundu. Sonuç olarak, indeks olgunun anne ve teyzesinde hastalığın saptanması, korunmasız hasta bakımı sonucunda insandan insana virüsün bulaştığını göstermekteydi. Hong Kong'da yapılan bir çalışmada, insandan insana geçiş riskini kestirebilmek için, H5N1 olgularına bakım veren sağlık çalışanlarıyla, bu olgularla teması olmayan sağlık çalışanlarının serumlarında H5N1 antikorlarına bakıldı[43]. Hastalarla temas edenlerin %3.7 (8/217)'si ve temas etmeyenlerin %0.6 (2/306)'sı seropozitif bulundu ve bu fark anlamlıydı. Bu çalışma, H5N1 virüsünün insandan insana bulaşabileceğini gösteren ilk çalışmaydı.
Buna karşılık, Vietnam'da hasta teması olan sağlık çalışanlarında antijen ve antikor pozitifliği saptanmadı[44]. Vietnam'da, 2004 yılında, dört kanıtlanmış ve bir olası tanı alan beş H5N1 olgusu ve bu olguların klinik materyallerine temas eden sağlık çalışanlarında H5N1 antikorları arandı. Çalışmaya dahil edilen 87 kişiden hiçbirinde antikor saptanmadı. Bu çalışma insandan insana geçişin olmayacağı yönünde veri sunsa da, yazarlar, sağlık çalışanlarının gerekli her türlü önlemi almaları yolunda uyarılar yaptı. Yine Vietnam'da yapılan başka bir çalışmada benzer sonuçlar elde edildi[45]. İki hastanın bakımıyla ilgilenen sağlık çalışanlarının burun sürüntülerinde RT-PCR ile H5 geni tarandı, serumlarında ELISA ile influenza A'nın nükleoproteinlerine karşı IgG arandı ve mikronötralizasyon yöntemiyle H5-özgül antikorlar bakıldı. Kontrol önlemlerinin yetersizliğine rağmen sağlık çalışanlarına H5N1 geçişi saptanmadı ve yukarıda sunulan çalışmaya benzer şekilde insandan insana geçişin zayıf olabileceği vurgulandı. Ancak yazarlar kuş gribinin insan gribiyle birleşmesinin (reassortment) yaratacağı tehlikeli durumu hatırlatarak, yine de sağlık çalışanlarının her türlü gerekli önlemi almaları gerektiğini vurguladı.
Kuş Gribinden Korunmada Sağlık Hizmetleriyle İlgili Önerilen Önlemler[46,47]
Kuş gribi olgularının çoğunluğu infekte kanatlı hayvanlarla veya kontamine yüzeylerle temas ve virüs taşıyan aerosollerin ağız, burun ve gözlere teması veya solunum yoluyla alınmasıyla gerçekleşir. Aşağıda sıralanan önlemler, hasta bakımı sırasında yüksek derecede patojenik avian influenza virüsüyle karşı karşıya kalınacağı varsayılarak ve insan genleriyle kuş virüsü genlerinin birleşerek (reassortment) daha tehlikeli suşlar oluşması olasılığına yönelik olarak hazırlanmıştır.
Kuş gribi için önerilen önlemler:
Son 10 gün içinde endemik bölgeye gitmiş ve ciddi ateşli hastalık geçiren kişilerde ciddi akut solunum sendromu (SARS) şüphesi olması durumunda önerilenlerle aynıdır.
A. Korunma önlemleri:
1. Standart önlemler:
Eller her fırsatta yıkanmalıdır. Ama özellikle;
• Hastayla temas etmeden önce ve ettikten sonra,
• Hastanın solunum salgılarıyla bulaş olasılığı taşıyan yüzeylerle temas edilmişse.
2. Temas önlemleri:
• Hastayla temastan önce eldiven ve uzun önlük giyilmelidir.
• Hastalar için mümkünse ayrı tıbbi cihazlar (steteskop, termometre vs.) kullanılmalıdır.
3. Gözlerin korunması:
• Hastaya 1 metre mesafe içinde mutlaka gözlük veya siperlik kullanılmalıdır.
4. Hava yolu önlemleri:
• Hasta hava yolu izolasyon odasına alınarak izole edilmelidir. Bu odalar, koridora göre negatif basınçlı olmalı, içerideki hava saatte 6-12 kez değiştirilebilmeli ve HEPA filtresinden geçirilerek dışarı atılmalıdır.
• Odaya girenler SARS ve TB'de kullanılan N-95 maskesi kullanmalıdır.
Bu önlemler, hastalığın belirtileri başladıktan sonra 14 gün boyunca ya da farklı bir tanı konuluncaya kadar sürdürülmelidir.
B. Aşılanma:
Kuş gribi ile temas olasılığı taşıyan sağlık çalışanlarına grip aşısı yapılmalıdır. Bu aşılama ile var olan grip virüsünden korunmanın yanı sıra, insan ve kuş griplerinin biraraya gelerek pandemik suşun ortaya çıkmamasının sağlanması hedeflenir.
C. Hastalık olasılığı varsa[48]:
1. Tüm bu önlemlere rağmen ateşi yükselen veya kendini iyi hissetmeyen sağlık çalışanları hastalara bakmamalı ve bir an önce tanı konulması için gerekli işlemler yapılmalıdır. Alternatif bir tanı konulmadıkça, influenza infeksiyonu varsayılarak oseltamivire başlanmalıdır.
2. Herhangi bir şekilde infekte aerosoller, vücut salgı ve sıvılarıyla teması olan sağlık çalışanlarına oseltamivir önerilir (7-10 gün boyunca 75 mg/gün).
3. Aerosol saçma açısından yüksek risk taşıyan işlemler yapacak olan sağlık çalışanlarına temas öncesi profilaksi önerilir.
D. Sağlık çalışanlarının izlenmesi:
1. Kuş gribiyle infekte hastalarla temastan sonra sağlık çalışanları bir hafta boyunca ateş, solunum ve/veya konjunktivit semptomları açısından izlenmelidir.
2. Grip olan sağlık çalışanları ateş kaybolduktan bir gün sonrasına kadar evlerinde oturmalıdır.
SARS
Kasım 2002 ve Temmuz 2003 tarihleri arasında, Dünya Sağlık Örgütü'ne 29 ülkeden toplam 8098 olası SARS olgusu ve 774 SARS'a bağlı ölüm (olgu fatalite hızı %9.6) bildirilmiştir[49]. SARS saptanan olguların %21'i sağlık çalışanıdır. Kuş gribi için önerilen önlemler burada da geçerlidir.
Brusella
Solunum yoluyla bulaştığı gösterilmiştir[50,51]. İspanya'da yapılan bir çalışmada, laboratuvarda çalışan mikrobiyolog ya da teknisyenlerin %12'sinin laboratuvar kaynaklı bruselloz geçirdikleri belirtilmiştir[52]. Bruselloz, ülkemizde de sağlık çalışanları arasında sık görülen laboratuvar kaynaklı bir meslek hastalığıdır ve laboratuvar çalışmaları sırasında korunma önlemlerine yeterince özen göstermeyen çalışanlar arasında daha fazla görüldüğü gösterilmiştir[53]. Brucella bakterisi sınıf 3 potansiyel biyoterörizm ajanıdır ve korunmak için laboratuvarlarda biyogüvenlik önlemlerine dikkatle uyulması gerekmektedir[54]. Ülkemiz açısından bakıldığında, laboratuvarda yeme-içme gibi davranışlardan kaçınılmalı, laboratuvarlara personel olmayan kişilerin girişleri kısıtlanmalı, Brucella bakterisiyle ilgili çalışmalar biyogüvenlik 3 veya en azından biyogüvenlik 2 kabinlerinde yapılmalı, bakteriyel tanı için kültür plakları koklanmamalı ve çalışırken maske takılmalıdır.
Biyoterörizm ve Sağlık Çalışanları
Biyoterörizm ajanı olarak son yıllarda önem kazanan şarbon, çiçek ve tularemi gibi etkenlerin özellikle acil servislerde çalışanlar için potansiyel mesleksel risk oluşturdukları ileri sürülmektedir. Son yıllarda özellikle ABD'de bu konuya çok fazla dikkat çekilse de korunmak için genel önlemler yeterlidir. Şarbon maruziyeti sonrası profilaktik olarak siprofloksasin önerilmektedir.
II. KAN ve DİĞER VÜCUT SIVILARI YOLUYLA BULAŞAN İNFEKSİYONLAR
Kan ve diğer vücut sıvıları yoluyla bulaşan infeksiyonlar içinde en önemli olanlar HIV, hepatit B virüsü (HBV), hepatit C virüsü (HCV) ve viral hemorajik ateşlerdir. İnfeksiyon geçişinin oluşmasında en önemli etken kesici veya delici aletlerle yaralanmadır. Ankara Üniversitesi'nde yapılan bir çalışmada sağlık çalışanlarının %64'ü, ANEAH'de %65'i yaşamları boyunca kaza sonucu hastaların kan veya vücut sıvıları ile en az bir kez temas etmişlerdir[55,56]. En sık yaralanma iğne başlığını kapatırken gerçekleşmektedir[55,56]. Yaralanan kişilerin Ankara Üniversitesi'nde %28, ANEAH'de %42 oranında koruyucu malzeme kullanmadığı, %67'sinin de tıbbi yardım için bir istekte bulunmadığı anlaşılmıştır[55,56]. Oldukça yüksek olan yaralanma oranlarıyla çalışanların HIV, HBV ve HCV gibi kanla bulaşan hastalıklara karşı ciddi bir risk altında olduğu görülmektedir.
HIV/AIDS
Mesleksel olarak kanıtlanmış HIV infeksiyonlarının büyük çoğunluğu gelişmiş ülkelerden bildirilmektedir. Dünyada HIV ile infekte insanların %70'i Afrika'da yaşarken, mesleksel olarak HIV bildirimlerinin %90'ı, dünyadaki HIV olgularının %4'ünü barındıran ülkelerden yapılmıştır[57]. Aralık 2001 tarihi itibariyle, "Centers for Disease Control and Prevention (CDC)"a göre HIV pozitifleşen sağlık çalışanlarından 57'sinde infeksiyonun mesleksel kökenli olduğu saptanmıştır[58]. Ek olarak 138 olgunun şüpheli mesleksel infeksiyon olabileceği düşünülmüştür (Tablo 4). Ülkemizde Aralık 2005 tarihi itibariyle 1922 HIV pozitif olgu bulunmaktadır. ANEAH'de Ocak 2006 tarihi itibariyle dokuz kişiye muhtemel bulaş nedeniyle profilaksi başlanmış ve serokonversiyon saptanmamıştır[59]. Türkiye'de HIV/AIDS takip eden sağlık çalışanları arasında yapılan bir ankette, sağlık çalışanları bulaş riskini en önemli sorun olarak görseler de, Türkiye'de bugüne kadar mesleksel HIV serokonversiyonu bildirilmemiştir[60].
İnfeksiyonla sonuçlanan maruziyetlerin dökümü şöyledir: Kırksekiz perkütan (batma/kesi) yaralanma, beş mukokütanöz (mukoz membran ve/veya deri) maruziyet, iki perkütan yaralanma ve mukokütanöz maruziyettir; iki maruziyetin kaynağı bilinmemektedir. Kırkdokuz sağlık çalışanı HIV infekte kana, üç çalışan laboratuvarda konsantre virüse, bir kişi gözle görülür kana ve dört kişi de kaynağı belirsiz sıvıya maruz kalmıştır. Kanallı iğneyle perkütan yaralanma mesleksel HIV geçişi için en yaygın yoldur[61,62].
HIV ve diğer kan yoluyla bulaşan infeksiyonların önlenmesinde, daha dikkatli olmak, bariyer önlemleri almak, daha güvenli iğne kullanmak ve diğer yenilikler sayesinde kanla temasın engellenmesi en iyi yoldur[63]. Bu stratejiler sayesinde geçtiğimiz 10 yılda iğne yaralanmaları ve kan ürünlerine maruz kalma sıklığı büyük ölçüde azalmış olmakla birlikte sorun tam olarak yok edilememiştir. Yaralanmaların ne oranda HIV ile infekte kişilerden olduğu bilinmemektedir, ancak her temas acil bir durumdur. Acil servislerde çalışanlar, akut bakım kliniklerinde ve benzeri birinci sağlık hizmetinde çalışanlar, mesleksel temas sonrasında HIV geçişinin değerlendirilmesi ve gerekli yaklaşımın geliştirilmesi için donanımlı olmalıdır[63]. Şüpheli mesleksel yaralanmalarda hızlı tanı yöntemleri önerilmektedir[64].
Mesleksel kan bulaşının değerlendirilmesinde iki temel strateji vardır[61]. Birinci yaklaşım, kaynak hastanın HIV durumu ya da yaralanmanın nasıl geliştiği bilinmeden iki ya da daha fazla antiretroviral ilaçla ampirik profilaksinin başlanmasıdır. İkinci yaklaşım ise kaynak hastanın HIV test sonucunu da bilerek maruziyetin detaylı olarak değerlendirilmesi sonrasında HIV geçiş riskine karşı antiretroviral tedavinin başlanmasıdır. Tedaviye karar vermeden önce, maruziyet ile ilişkili HIV riski, antiretroviral tedaviden beklenen yarar, tedavinin getireceği riskler ve infeksiyon etkeninin antiretroviral ajanlara duyarlılığı gözden geçirilmelidir[63].
HIV geçişi: Mesleksel maruziyete kaynak oluşturan hastanın HIV infeksiyonu açısından durumu, yerel uygulamalar temelinde değerlendirilmelidir. Viremi ile HIV antikorlarının gelişimi arasındaki süre son enzim immünassay yöntemleriyle birkaç gündür[65]. Böylece, kaynak hastada risk faktörleri ve akut HIV infeksiyonuyla uyumlu klinik bulgular (ateş, farenjit, döküntüler, lenfadenopati, bitkinlik ve benzeri bulgular) yoksa ve HIV test sonucu negatifse, geçiş riski sıfır olarak varsayılır.
Sağlık çalışanları arasında yapılan prospektif çalışmalardan elde edilen sonuçlara göre perkütan yaralanmalardan sonra ortalama HIV riski %0.3 (%95 güven aralığı, 0.2-0.5), mukoz membranlara maruziyet sonrası %0.09'dur (%95 güven aralığı, 0.006-0.5)[63]. Prospektif çalışmalarda bütünlüğü bozulmamış derinin HIV ile infekte kan veya kanlı olmayan vücut sıvı ve dokularıyla teması ile ilişkili ortalama bulaş riskinin çok düşük olduğu gösterilmiştir. ABD'de CDC tarafından yapılan retrospektif bir çalışmada, yaralanmaya neden olan aletin gözle görülür şekilde kanla kontamine olması, aletin vene ya da artere girmiş olması, yaralanmanın derinliği veya kaynak hastanın yaralanmadan sonra iki ay içinde ölümüyle HIV bulaş riskinin daha fazla ilişkili olduğu gösterilmiştir[66]. Bu risk faktörlerinin olduğu durumlarda viral inokülum miktarının (maruz kalınan miktar ve viral titre) daha fazla olabileceği ileri sürülmüş ama bu hipotez kanıtlanmamıştır. Düşük plazma HIV-RNA titresi daha düşük inokülum demektir ama özellikle bu ölçüm hücre bağımlı HIV'ı göstermeyeceği için bulaşma olasılığını ekarte ettirmez. Diğer yandan kaynak hastada HIV-RNA saptanmamış olmasına rağmen geçiş gösterilmiştir[63].
Profilaksinin yararı nedir?: Bugüne kadar elde edilen bilgiler, antiretroviral ilaçların kullanımının mesleksel HIV bulaşını engellediği yönündedir. İlk infeksiyonun patogenezine ait bilgiler, sistemik HIV infeksiyonu ve serokonversiyondan önce antiretroviral tedavinin etkili olacağı görüşünü desteklemektedir. CDC'de yapılan bir retrospektif olgu-kontrol çalışmada, zidovudin ile temas sonrası profilaksiyle HIV infeksiyon riskinin %81 oranında (%95 güven aralığı, 43-94) azaldığı saptanmıştır[63]. Ancak maruziyet sonrası tedavi etkinliğini gösterecek randomize ve kontrollü çalışmalar bulunmamaktadır. Bulaş riski çok düşük olduğundan, çalışmanın gücünü artırabilmek için birkaç bin insan gerekmektedir. Bu veriler olumlu olsa da, korunmanın tam olmadığı açıktır. Maruziyet sonrası iki ya da daha fazla ilaç kullanılmasına rağmen, 21 sağlık çalışanında HIV infeksiyonu geliştiği gösterilmiştir[67,68]. Tedavi başarısızlığı, profilaksinin içsel başarısızlığının yanı sıra antiretroviral ilaçlara direnç sorununu da içeren pek çok faktöre bağlıdır.
CDC iki ilaçlı dört haftalık temel tedavinin (zidovudin ve lamivudin, lamivudin ve stavudin veya stavudin ve didanozin) perkütan veya mukozal yaralanma sonrası en kısa sürede başlanmasını önermektedir[61]. Kaynak kişi HIV negatifse, tedavi kesilmelidir. HIV ile kontamine kan veya diğer vücut sıvılarının bütünlüğü bozulmamış deriyle temas etmesi durumunda antiretroviral tedavi önerilmemektedir.
Yaralanma yüksek riskliyse (geniş lümenli iğneyle yaralanma, derin bir yara oluşumu veya hastanın arter ya da venine yerleştirilen bir aracın gözle görülür bir şekilde kanla kontamine olması) tedavi üçüncü bir ilacı da kapsamalıdır. Üçüncü ilaç olarak gerektiğinde indinavir veya nelfinavir önerilmektedir. Bir nonnükleozid analoğu olan efavirenz ve abakavir de üçüncü ilaç olarak kullanılabilir. Maruz kalan kişilerde, HIV testi en kısa sürede (infeksiyonun başlangıçta olmadığını göstermek için) ve ilk altı ayda periyodik olarak (mesleksel geçişi saptamak için) yapılmalıdır. Altı aydan sonra test yapılması genellikle gerekli değildir.
Hepatit B
Hepatit B'nin mesleksel geçiş riski: Hepatit B infeksiyonu riski, temas edilen kan miktarına ve kaynak kişinin HBeAg durumuna bağlı olarak değişir. Eğer kan, hem HBsAg hem de HBeAg pozitifse çalışanın klinik hepatit geçirme olasılığı %22-31, serolojik HBV infeksiyonu saptanma olasılığı %37-62'dir[69]. Diğer yandan, HBsAg pozitif, HBeAg negatif kandan klinik infeksiyon riski %1-6, serolojik olarak infeksiyon saptanma olasılığı %23-37'dir[69,70].
Perkütan yaralanmalar HBV geçişinde en etkili yoldur, ancak bu yol sağlık çalışanları arasında HBV infeksiyonu gelişimi açısından muhtemelen küçük bir bölümü oluşturur. Hepatit B salgınları araştırmalarında sağlık çalışanları genelde perkütan yaralanma hatırlamamaktadır, ancak bazı çalışmalarda sağlık çalışanlarının üçte biri HBsAg pozitif hasta bakımı öyküsü bildirmektedir[71-74]. Ayrıca, HBV oda sıcaklığında kuru kanda bir hafta canlı kalabilmektedir[75]. Bu durumda, temas öyküsü bulunmayan HBV infeksiyonlarının deri ya da mukozadaki sıyrıklar, çizikler, yanıklar ya da başka lezyonlardan farkında olmadan geçebileceği düşünülmelidir[76]. HBsAg kanın yanı sıra, anne sütü, safra, beyin omurilik sıvısı, dışkı, nazofarengeal lavaj, tükürük, semen, ter ve sinovyal sıvıda bulunabilir[77]. ABD'de 1970'li yıllarda yapılan çalışmalar, sağlık çalışanlarının genel popülasyona göre 10 kat daha fazla HBV infeksiyonu geçirdiğini göstermiştir[78-80]. Bu nedenle, tüm dünyada 1980'li yılların başından bu yana temas öncesi aşılama önerilmektedir[81]. Türkiye'de sağlık çalışanları arasında HBs pozitifliği 1993 yılında bir merkezde %8.6 olarak belirtilirken, 10 yıl sonra 2003 yılında başka bir merkezde %3 olarak bildirilmiştir[82,83]. Bu rakamların Türkiye'nin durumunu yansıttığını düşünmekteyiz. ANEAH'de 1996 yılında sağlık çalışanları arasında HBs pozitifliği %5 iken, 1999 yılında %3 olarak saptanmıştır[84,85]. Hepatit B taşıyıcılığının giderek azalması aşılanma sayesinde başarılmıştır. Ülkemizde mutasyon sonucu aşılanmanın etkisiz kaldığı HBV suşu ilk kez 2006 yılının başında bildirilmiştir[86].
HBV için temas sonrası profilaksi: HBsAg ve HBeAg pozitif annelerden perinatal geçişte hepatit B immünglobulin (HBIG) ve hepatit B aşısının birlikte kullanımıyla infeksiyon geçişinin %85-95 oranında önlendiği bildirilmiştir[87,88]. Mesleksel infeksiyonlarda henüz böyle bir çalışma yapılmamışsa da, benzer oranlar elde edilmesi mümkündür. Temas sonrası HBIG ve hepatit B aşısı yedi gün içinde yapılmalıdır[89]. Hepatit B aşısının, yapılan yerde ağrı ve hafif ateş dışında ciddi yan etkisi yoktur ve gebelerde de rahatlıkla kullanılabilir[69].
Eğitim çalışmaları ve hepatit B için aşı kampanyaları, sağlık çalışanlarında infeksiyon riskini ortadan kaldıramamıştır. Hastanemizde 158 (%16.6) kişinin hepatit B'ye karşı aşıyla korunabilecekken aşısız olarak çalışmakta olduğu belirlenmiştir[56]. Hepatit B aşısıyla ilişkili eğitim çalışması yapılmasına ihtiyaç bulunduğu ve çalışanların hepatit B aşısı yaptırmaları için teşvik edilmesi gerekliliği görülmektedir. Aşının zorunlu olması, ücretsiz sağlanması ve kolay ulaşılır olması aşılanma oranını artıracaktır.
Hepatit C
Hepatit C infeksiyonunun mesleksel geçişi: HCV mesleksel olarak kanla temasla kolayca geçmez. Hepatit C pozitif bir kaynaktan perkütan yaralanmayla HCV serokonversiyonu ortalama olarak %1.8'dir (%0-7)[90-92]. Bir çalışmada infeksiyon geçişinin, kesici yaralanmalardan sadece oluklu iğneyle olabileceği, başka bir çalışmada da, en büyük riskin kaynak kişinin ven ya da arterine batmış kanallı bir iğneyle gerçekleşen perkütan yaralanma olduğu bildirilmiştir[92,93]. Mukozal yüzeylere kan temasıyla geçiş nadiren olur, sağlam deriden geçiş bildirilmemiştir[94]. Hepatit C'nin çevrede canlı kalma süresi hakkında bilgi yoktur. Hepatit B'den farklı olarak, HCV'li kanın çevresel kontaminasyonunun anlamlı bir infeksiyon kaynağı olmadığı düşünülmektedir[95]. Ancak bu durumun bir istisnası zayıf infeksiyon kontrol önlemlerinin uygulandığı hemodiyaliz ortamlarıdır[96]. Türkiye'de sağlık çalışanları arasında yapılan çalışmalarda anti-HCV pozitifliği genellikle %1'in altındadır[83]. Türkiye'de "Viral Hepatit 2003" kitabında yer alan 17 çalışmayı esas aldığımızda, sağlık çalışanları arasında anti-HCV pozitifliğinin ağırlıklı ortalamasını %0.83 olarak hesaplamış bulunuyoruz[97].
Temas sonrası yapılması gerekenler: Son çalışmalar, akut HCV infeksiyonunda antiviral tedavinin [interferon (IFN) veya Peg IFN ± ribavirin] kronikleşmeyi önlediğini bildirmektedir[98]. Ancak akut infeksiyondan sonra kendiliğinden viral temizlenme olabileceği gösterildiğinden, akut ya da erken safhada (ilk altı ay) tedaviye başlamanın kronik hepatit C'nin erken tedavisinden daha etkili olduğu şüphelidir[99-101]. Bu alanda çalışmalar sürmektedir[102]. İnfeksiyonun erken saptanması önemlidir ve mesleksel temas sonucu infeksiyon bulaşının yaklaşık %0.5 olduğu unutulmamalıdır.
Kaynak HCV antikoru pozitifse ya da tam olarak bilinmiyorsa, Avrupa bölgesinde belirlenen yapılması gerekenler şunlardır[103]:
1. Bazal ve altı ay sonra HCV antikoru bakılmalı; HCV ile birlikte HIV koinfeksiyonu varsa 12 ay sonra da bakılmalıdır. Pozitif sonuçlar, rekombinant immünblotassay veya kalitatif HCV-RNA ile teyid edilmelidir. Ülkemiz koşullarında sağlık çalışanının endişesini gidermek ve kişiyi takipten kaybetmemek için üç ay sonra HCV antikoru bakılmasını önermek doğru olacaktır.
2. Bazal ve dört ay sonra alanin aminotransferaz düzeyine bakılmalıdır.
3. Yüksek transaminaz düzeyi saptandığında kalitatif HCV-RNA bakılmalıdır.
Sağlık çalışanları için uygun görülen aşı takvimi Tablo 5'te özetlenmiştir.
Viral Kanamalı Ateşler
Viral kanamalı ateşler içinde, Güney Amerika kanamalı ateşleri (Arjantin, Bolivya, Brezilya ve Venezuella), Hanta virüs pulmoner sendrom, Lassa ateşi, Marburg ve Ebola ve nihayet ülkemizde de görülen Kırım Kongo kanamalı ateşi (KKKA) virüsleri insandan insana geçebilir, dolayısıyla hastalardan sağlık çalışanlarına bulaşabilir. Bu yazıda viral kanamalı ateşler içinde, ülkemizde görülmesi nedeniyle KKKA'ya yer verilecektir.
Kırım Kongo Kanamalı Ateşi
Sağlık çalışanları en çok etkilenen meslek grupları içinde hayvancılıkla uğraşanlardan sonra ikinci sırada yer alır. Hastanede görevli sağlık çalışanları, özellikle burun, ağız, vajina ve enjeksiyon yerlerinden kanamaları olan durumu ağır ve acil olan hastaların bakımlarını yaparken ciddi risk altındadır. Sağlık çalışanlarına geçiş, toplumda görülen salgınlar ve ölümlerle paralel seyretmektedir. Bulgaristan'da 1953 ve1965 yılları salgınlarından sonra %52 fatalite ile seyreden 42 nozokomiyal olgu bildirilmiştir. Bugüne kadar Pakistan, Dubai, Irak, Güney Afrika, Arnavutluk ve Moritanya'da infekte olan sağlık çalışanları ve ölümler bildirilmiştir[104]. Bir hastanede, infekte hastaların kanlarıyla temas eden sağlık çalışanlarının %8.7'si ve iğne batması olanların %33'ünde hastalık gelişmiştir[105]. Hava yoluyla geçiş Rusya'dan birkaç olguda şüphelenilmiş ama dokümante edilmemiştir[106].
Sağlık çalışanları için önerilen koruyucu önlemler, izolasyon, uzun önlük, maske, eldiven ve gözlük kullanımıdır. Yeni bir çalışmada basit bariyer önlemlerinin yeterli olduğu ileri sürülmüştür[107]. ANEAH'de, 2002 ve 2003 yılları salgınından sonra yapılan bir çalışmada risk altında bulunan sağlık çalışanları serolojik olarak araştırılmış ve hiçbirinde pozitif antikor saptanmamıştır[108]. İki yıl sonra, iki sağlık çalışanı KKKA tanısıyla yatırılarak izlenmiştir. Her iki sağlık çalışanının da KKKA IgM ELISA testi pozitif olarak bulunmuş ve şifa ile taburcu edilmiştir. İnfekte hastaların kan ve vücut sıvılarıyla temas eden sağlık çalışanlarının, temastan sonra 14 gün boyunca günlük tam kan ve biyokimya testleriyle takip edilmeleri ve gerektiğinde ribavirin başlanması önerilmektedir.
KAYNAKLAR
Yazışma Adresi:
Doç. Dr. Önder ERGÖNÜL
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi
İnfeksiyon Hastalıkları ve
Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı
Altunizade-İSTANBUL
e-mail: onderergonul@yahoo.com
Makalenin Geliş Tarihi: 24.01.2006 Kabul Tarihi: 01.02.2006